Cherreads

Chapter 4 - 4. Yeni bedende ilk gün

Yatağın kenarına oturdu. Elleri dizlerinin üzerinde, başı hafifçe öne eğik kaldı. Kalbi hâlâ hızlı atıyordu ama artık panikten çok şaşkınlık vardı.

Lilith'in bedeninde uyanmıştı.

Ve bu beden, sandığından çok daha kırılgandı.

Nefes aldığında göğsünde hafif bir yanma hissediyordu. Zindanın soğuğu, açlık ve uykusuzluk bu bedeni tüketmişti. Lilith güçlü biri olarak anılıyordu ama geride bıraktığı beden, o gücün sadece bir kabuk olduğunu fısıldıyordu.

Başını kaldırıp odaya baktı.

Oda sade ama temizdi. Ne kraliçelere layık ihtişam vardı ne de bir mahkûm hücresinin kasveti. Her şey olması gerektiği kadardı. Gereksiz hiçbir şey yoktu. Bu, unutulmak için değil; izlenmek için seçilmiş bir yerdi.

Batı kanadı.

Sessiz. Gözden uzak. Ama Karaen'e yakın.

Bu düşünceyle dudaklarının kenarında silik bir tebessüm belirdi. Ejderha kralı onu tamamen dışlamamıştı. Ama serbest de bırakmamıştı. Lilith'in yeniden bir şeyler deneme ihtimalini yok saymamıştı.

Yakın ama bağımsız.

Kontrol altında.

Kapının yanında sessizce bekleyen Daren'i fark etti. Genç kadın, ellerini önünde birleştirmişti. Bakışları yere dönüktü; ne merak vardı gözlerinde ne de şüphe. Sadece görev bilinci.

— Daren, dedi Mira yavaşça.

Sesinin bu bedene ait olduğunu kabullenmek zorundaydı.

— Leydim? dedi kadın hizmetçi.

— Burada… uzun süre mi kalacağım?

Daren başını hafifçe eğerek cevap verdi.

— Majesteleri'nin emriyle, evet. Batı kanadı sizin için uygun görüldü.

Uygun.

Ne zarif bir kelimeydi.

— Güney kanadı… dedi Mira istemeden. Orası Elarys'in kaldığı yer, değil mi?

Daren'in sesi değişmedi.

— Evet, leydim. Elarys Leydi oradadır.

Mira gözlerini kapadı.

Elarys.

Şifacıların soyundan gelen, asil olmayan ama herkesin saygı duyduğu kadın. İnsanlara yardım ederken Karaen'in dikkatini çeken, sarayın ışık alan, güzel kanadında yaşayan kadın.

Ve Lilith…

Onu zehirlemeye çalışan kraliçe.

Elarys onu tanıyordu.

Bu bedenin günahlarını biliyordu.

Mira yavaşça ayağa kalkmayı denedi ama dizleri yine titredi. Vazgeçti. Yeniden yatağa oturdu.

Bu beden henüz ayağa kalkabilecek kadar güçlü değildi.

— Dinlenmelisiniz, leydim, dedi Daren yumuşak bir sesle. Sabah olduğunda… her şey daha net olacaktır.

Mira başını salladı.

Ama biliyordu.

Sabah, her şeyi netleştirmeyecekti.

Sadece gerçeği daha acı hâle getirecekti.

Çünkü bu sarayda herkes Lilith'i tanıyordu.

Ve Mira bunu biliyordu.

******

Sabah olduğunda ışık, pencerenin dar aralığından odaya süzüldü.

Mira gözlerini açtığında ilk fark ettiği şey sessizlikti. Gece boyunca alıştığı o ağır, bastırıcı sessizlik… yerini daha açık ama hâlâ soğuk bir havaya bırakmıştı. Saray uyanıyordu ama batı kanadı her zamanki gibi geç uyanan bir yerdi.

Yavaşça doğruldu. Baş dönmesi geçmişti ama beden hâlâ zayıftı.

Daren çoktan ayaktaydı.

— Günaydın, leydim, dedi yumuşak bir sesle. Biraz daha iyi misiniz?

— Biraz, diye cevap verdi Mira.

Bu kelimeyi söylemek bile tuhaftı. Kendi hâlini ölçerken, bunu Lilith olarak yapmak zorundaydı.

Daren perdeyi biraz daha araladı. Odaya soluk bir gün ışığı doldu. Ardından dolabın önüne geçti. Kapakları açtığında içerideki kıyafetler ortaya çıktı.

Hiçbiri gösterişli değildi.

Ne ağır mücevherler vardı ne de kraliçelere özgü kat kat elbiseler. Sade kumaşlar, koyu ama asil renkler. Var olanın da azaltıldığını fark etti Mira.

— Bunlar… dedi istemeden.

— Batı kanadı için uygun görülenler, leydim, diye açıkladı Daren. Majesteleri'nin emri.

Mira başını salladı. Sorular sormadı. Cevapların çoğunu zaten biliyordu.

Daren onu giydirirken aynaya bakmaktan kaçındı. Hareketleri nazikti ama mesafeliydi. Ne fazladan bir ilgi ne de sertlik vardı. Sadece görev.

Ayna karşısına geçtiğinde istemeden yansımasına takıldı bakışları.

Dün gece gördüğü yüz hâlâ oradaydı.

Kahverengiye çalan, kızıllık barındıran saçlar bu sabah daha düzenliydi. Mor yakut gözler hâlâ aynıydı ama bakış… değişmişti. Korku yerini temkinli bir sakinliğe bırakmıştı.

Bu, Lilith'in bakışı değildi.

Ama kimse bunu bilmiyordu.

— Bugün dışarı çıkmam gerekiyor mu? diye sordu Mira.

Daren başını hafifçe salladı.

— Zorunlu bir davet yok, leydim. Ama… Majesteleri genellikle sabahları bu koridordan geçer.

Kalbi istemsizce hızlandı.

— Buradan mı?

— Evet. Batı kanadı, majestelerinin çalışma salonuna giden en kısa yol.

Yine aynı düşünce.

Yakın ama bağımsız.

Bu sırada kapının dışında ayak sesleri yankılandı. Ağır, kendinden emin adımlar. Koridor boyunca ilerleyen bu varlığı hissetmemek mümkün değildi.

Daren hemen geri çekildi. Başını eğdi.

Mira yerinde kaldı.

Kapıdan içeri bakmadı ama… o an hissetti.

Bakıldığını.

Karaen oradaydı.

Kapı aralığından sadece kısa bir an. Ne bir söz, ne bir selam. Sadece soğuk, ölçen bir bakış.

Ejderha kralı, Lilith'in hâlâ ayakta olduğunu görmüştü.

Ve Mira, bu bakışta merak değil; temkin gördü.

Nefretle karışık bir kontrol.

Kapıdan uzaklaşan adımlar duyulduğunda Mira farkında olmadan nefesini bıraktı.

— Majesteleri… dedi Daren alçak sesle.

Mira başını eğdi. Bir şey söylemedi.

Bu, ilk karşılaşma değildi.

Bu, bir başlangıçtı.

Ve bu sarayda artık herkesin bildiği tek şey vardı:

Lilith yaşıyordu.

Ama kimse onun içinde uyananın kim olduğunu bilmiyordu.

Karaen adımlarını yavaşlatmadı.

Koridorun taş zemini, ağır botlarının altında sessizce yankılanıyordu. Yüzü ifadesizdi ama zihni durgun değildi. Batı kanadından her geçişinde olduğu gibi, oraya bakmamaya niyet etmişti.

Başaramadı.

Kapı aralığından gördüğü siluet, zihninde istemediği bir yankı yarattı.

Lilith.

Hayattaydı.

Bu gerçeği biliyordu. Raporlar gelmişti. Rafael söylemişti. Zincirler, zindan, zehir… hiçbiri onu öldürmemişti. Ama görmek başka bir şeydi. Ayakta durduğunu görmek. Nefes aldığını bilmek.

"Ölmeliydin," diye düşündü soğukça.

Elarys'in yüzü istemeden zihninde belirdi. Solgun hâli. Zehrin bedeninde bıraktığı izler. O gece duyduğu korku, kontrolünü kaybettiği nadir anlardandı.

Ve bunun sorumlusu Lilith'ti.

Onu öldürmemesi bir merhamet değildi. Siyasi bir zorunluluktu. İnsan diyarının kralı, Lilith'in babası, hâlâ nefes alıyordu. Lilith ölürse… yerine biri gönderilecekti. Üvey kardeşlerinden birinin karısı. Yeni bir bağ. Yeni bir tehdit.

Lilith'i yaşatmak, onu etkisiz kılmaktan daha kolaydı.

Batı kanadı bu yüzden seçilmişti.

Ne zindan kadar aşağılayıcı, ne kraliçelik kadar güçlü.

Yakın.

Kontrol edilebilir.

Bağımsız ama yalnız.

"Bir daha Elarys'e yaklaşamayacaksın," diye geçirdi içinden. "Bir daha kimseye zarar veremeyeceksin."

Kapının önünden uzaklaşırken arkasına bakmadı.

Ama fark etmişti.

Bakış.

Lilith'in bakışı… değişmişti.

O gözlerde alıştığı o açgözlü hırs yoktu. Hesap yapan, sinsice izleyen o bakış yoktu. Yerine başka bir şey vardı.

Şaşkınlık.

Karaen kaşlarını çok hafif çattı.

Bu bir oyun muydu?

Yoksa zindan, Lilith'i sonunda kırmış mıydı?

Umurunda değildi.

Kırılmış ya da kırılmamış… sonuç değişmeyecekti.

Artık o, bir kraliçe değildi.

Sarayın bir köşesinde, adı olan ama ağırlığı olmayan biri olacaktı.

Ve Karaen, bir daha asla onun kaderine duygularını bulaştırmayacaktı.

Elarys'i korumak için…

Gerekirse Lilith'i hayatta tutacaktı.

Ama asla affetmeyecekti.

Kapı kapandığında odada kalan sessizlik, geceden daha ağırdı.

Mira yerinden kıpırdamadı. Daren hâlâ başı eğik bir şekilde kenarda duruyordu ama Mira artık onun varlığını hissetmiyordu. Gözleri, kapının az önce kapanmış olduğu noktaya kilitlenmişti.

O bakış…

Karaen'in bakışı.

Ne bağırmıştı, ne konuşmuştu. Ne bir tehdit savurmuştu ne de bir emir vermişti. Ama Mira'nın içini titreten şey de buydu zaten.

Boşluk.

O bakışta ne merak vardı ne de öfkenin dışavurumu. Sadece soğuk, ölçen bir durgunluk. Sanki bir şeyi tartıyor, sonucunu çoktan kabullenmiş gibi.

"Öleceğim," diye düşündü istemeden.

Bu düşünce, bir çığlık gibi değil; sessiz bir kabulleniş gibi çöktü içine. Zindandan sağ çıkmıştı ama bu, affedildiği anlamına gelmiyordu. Belki de sadece zamanı gelmemişti.

Batı kanadı…

Yakın ama bağımsız.

Bir mezar kadar sessiz, ama hâlâ sarayın kalbinde.

Bu bir koruma değildi.

Bu, gözetimdi.

Daren'in yavaşça nefes aldığını fark etti.

— Majesteleri… dedi Mira farkında olmadan. Sonra duraksadı. Bu hitap kendisine değildi. O, hitap edilendi. Dilini ısırdı. — Karaen… beni neden öldürmedi?

Daren gözlerini kaldırmadı.

— Bu soruyu sormanız doğru değil, leydim, dedi yumuşak ama kesin bir sesle.

Mira acı bir tebessümle başını salladı.

Evet. Kimse cevap vermeyecekti.

Çünkü cevap korkutucuydu.

Ya Karaen onu öldürmek için değil… izlemek için yaşatıyorsa?

Ya bu bakış, "şimdilik" demekse?

Mira aynaya doğru birkaç adım attı. Ayakları hâlâ zayıftı ama durmak istemiyordu. Yansımasına baktığında, Karaen'in baktığı şeyi görmeye çalıştı.

Lilith.

Zehirleyen kadın.

Sevmediği hâlde kraliçe olan kadın.

Elarys'e dokunmaya cüret eden kadın.

Karaen'in bakışında gördüğü şey, belki de buydu. Bir canavarın kabuğu. Ve o bakış, "artık senin ne olduğunu biliyorum" diyordu.

Mira ellerini yavaşça yumruk yaptı.

"Ben o değilim," diye düşündü çaresizce.

Ama bunu kimseye anlatamazdı.

Ve belki de… anlatması hiçbir şeyi değiştirmeyecekti.

Karaen'in gözlerinde gördüğü şey, adalet değildi.

Merhamet hiç değildi.

Bu bir bekleyişti.

Yanlış bir adımda, sonu belli olan bir bekleyiş.

Mira yatağın kenarına yeniden oturdu. Omuzları düştü. İlk kez gerçekten korktuğunu hissetti.

Zindandan değil.

Ejderha kralından.

Ve ondan da kötüsü…

Bu korkunun, Lilith'e ait olmamasıydı.

More Chapters