Cherreads

Chapter 3 - LILITH

Koridor sessizdi.

Karaen Elarys'in odasından çıktıktan sonra adımlarını yavaşlattı. Taş zemin, ağır botlarının altında donuk bir ses çıkarıyordu. İçindeki huzursuzluk geçmemişti. Aksine, daha da kök salmıştı.

Lilith.

İnsanlar diyarının prensesi.

Ölü bir annenin kızı.

Ve hayatta kalmayı bilen bir üvey annenin gözündeki en büyük engel.

Tam köşeyi dönecekken arkasından tanıdık bir ses yükseldi.

Majesteleri.

Rafael.

Karaen durdu. Rafael'in yüzündeki ifade ciddiydi. Bu, sıradan bir rapor değildi.

Konuş, dedi Karaen.

Rafael birkaç adım yaklaştı, sesini alçalttı.

Zindanlardan haber geldi. Lilith… hayatta.

Karaen'in yüzünde şaşkınlık belirmedi. Sadece bakışları sertleşti.

Bu mümkün olmamalıydı.

Nabzı çok zayıf. Nefesi belli belirsiz. Ama ölmedi.

Karaen gözlerini kapattı. İçinde yükselen duygu öfkeydi, ardından tanıdık bir nefret.

Ölseydi, dedi yavaşça, her şey daha basit olurdu.

Rafael başını eğdi.

İnsanlar diyarından da haber var, majesteleri.

Karaen gözlerini açtı.

Devam et.

Lilith ölürse, üvey annesi devreye girecek. Kral üzerinde ciddi bir etkisi var. Kendi çocuklarından birini ejderha sarayına göndermek istiyor. Evlilik anlaşmasının devamı için.

Karaen'in çenesi kilitlendi.

Başka bir prenses.

Başka bir yüz.

Aynı entrikanın farklı bir maske ile dönüşü.

Hayır, dedi net bir tonla. Buna izin vermeyeceğim.

Rafael dikkat kesildi.

Emriniz nedir?

Lilith yaşayacak, dedi Karaen. Ama hiçbir şeyi kalmayacak.

Bir adım attı. Sesi buz gibiydi.

Kraliçelik hakkı alınacak. Unvanı silinecek. Saraydaki sözü geçmeyecek. Toplantılara katılmayacak. Emir vermeyecek. Kimse ona saygı göstermek zorunda olmayacak.

Bir an durdu.

Ama saraydan çıkarılmayacak. Gözümün önünde olacak.

Rafael başını hafifçe kaldırdı.

Hizmetkârları?

Hepsi alınacak, dedi Karaen. Yanında sadece biri kalacak.

Daren.

Rafael başını eğdi.

Emredersiniz, majesteleri.

Zindanın ağır kapıları açıldığında nemli hava dışarı yayıldı.

Lilith taş zeminin üzerinde yatıyordu. Teninin rengi solgundu. Saçları yüzüne yapışmıştı. Dudakları aralıktı.

Sessizlik.

Sonra…

Çok hafif.

Neredeyse fark edilmeyecek kadar.

Bir nefes.

Rafael başını çevirdi. Karaen hâlâ uzakta duruyordu.

Yaşıyor, dedi Rafael.

Biliyorum, dedi Karaen soğuk bir sesle. Yaşayacak.

Yaklaşmadı. Dokunmadı.

Onu öldürmemek merhamet değildi.

Onu yaşatmak bağışlama hiç değildi.

Bu, daha ağır bir bedeldi.

Gece ağır ağır geçti.

Ve ertesi sabah…

Bir nefes daha.

Ama bu nefes Lilith'e ait değildi.

****

— Majesteleri!

Bir ses.

Uykunun içinden gelen bu ses netti. Fazla net.

Daren kaşlarını çattı. Saat çoktan geçmişti. Ne olursa olsun, leydisi tembel olsa bile bu saate kadar uyuyacak biri değildi.

— Leydim, iyi misiniz? Lütfen uyanın. Saat iki oldu.

Mira, birinin kendisine seslenmesiyle gözlerini araladı.

Tavan… yabancıydı.

Taş. Soğuk. Yüksek.

Ciğerlerine dolan hava ağırdı, sanki göğsünün üzerine biri oturmuş gibiydi. Kalbi hızlandı. Başını çevirdiğinde loş bir ışık ve taş duvarlar gördü.

Sonra kelimeler, birer birer zihnine hücum etti.

Majesteleri.

Leydim.

Kalbi daha da hızlandı.

Ne? Leydim mi? Neler oluyor?

Bir düşünce, buz gibi zihninden geçti.

Yoksa…?

Ani bir hareketle doğrulmak istedi ama bedeni ona itaat etmedi. Kolları zayıftı. Nabzı kulaklarında atıyordu.

Daren hemen yanına geldi.

— Leydim, lütfen sakin olun. Ayağa kalkmaya çalışmayın.

Mira'nın bakışları Daren'in yüzüne kilitlendi. Yabancı bir yüz… ama ona ait olmayan bir bedenin içinden tanıdık bir korku yükseliyordu.

— Ben… dedi, sesi boğuk çıktı. Ben neredeyim?

Daren bir an duraksadı. Bakışlarını kaçırdı. Sonra derin bir nefes aldı.

— Ejderha Sarayı'ndasınız, leydim.

Mira'nın zihni boşaldı.

— Hayır… bu mümkün değil…

Daren'in sesi daha da alçaldı.

— Majesteleri Karaen'in emriyle odanız değiştirildi. Batı kanadına alındınız.

Mira çevresine baktı. Oda genişti ama ihtişamdan uzaktı. Ne altın işlemeler vardı ne de gösterişli perdeler. Sade. Sessiz. Soğuk.

— Haklarınız… dedi Daren, kelimeleri seçerek, kraliçelik yetkileriniz kaldırıldı. Sarayda artık resmi bir konumunuz yok.

Mira'nın boğazı kurudu.

— Hizmetkârlarınız geri çekildi. Yanınızda sadece ben kalacağım, leydim.

Mira yatakta donup kalmıştı. Söylenenleri duyuyor ama anlamlandıramıyordu.

— Toplantılara katılmayacaksınız. Emir veremeyeceksiniz. Kimse size "majesteleri" diye hitap etmek zorunda değil.

Bir anlık sessizlik oldu.

— Ama sarayda kalmanıza izin verildi, diye ekledi Daren. Majesteleri Karaen… böyle uygun gördü.

Karaen.

Bu isim Mira'nın zihninde yankılandı.

Kalbi bir kez daha hızlandı.

Bu bir rüya olamayacak kadar gerçekti.

Bakışları ellerine kaydı.

Bu eller…

Onun değildi.

Titreyerek yataktan indi. Ayakları taş zemine değdiğinde ürperdi. Odanın köşesindeki aynaya doğru birkaç adım attı.

Ve aynada gördüğü yüz…

Gördüğü yansıma nefesini kesti.

Kahverengiye çalan, ışıkta kızıllık barındıran uzun saçlar omuzlarından aşağı dalga dalga dökülüyordu. Dağınık olmalarına rağmen tuhaf bir asaleti vardı. Yüz hatları yumuşaktı; sanki sertlik bu çehreye hiç uğramamış gibiydi.

Gözleri…

Mor yakut rengindeydi.

Derin, koyu ve insanın içine bakıyormuş hissi veren gözler. Kötülükle anılan bir kadına ait olmaması gereken kadar berrak, neredeyse masum bir bakış taşıyorlardı.

Burnu ince, dudakları solgun ama dolgun, çenesi zarifti. Boynu hafif uzundu; duruşu istemsizce dikti. Vücudu… dengeliydi. Güçlü ama narin. Her çizgisi kusursuz bir uyum içindeydi. Sertliğin değil, kırılgan bir güzelliğin beden bulmuş hâliydi bu.

Bu yüz…

Bu beden…

Lilith'e aitti.

Mira aynaya bakarken boğazı düğümlendi.

Bu kadar masum görünen bir yüzün, herkes tarafından "kötü" diye anılması içini ürpertti.

Bir adım daha atmak istedi.

Ama dizleri titredi.

Bacakları artık onu taşımıyordu.

Bir anlık baş dönmesiyle geriye sendeledi. Nefesi düzensizleşti. Gücünün çekildiğini fark ettiğinde daha fazla zorlamadı kendini.

Sessizce yatağa geri döndü.

Yatağın kenarına oturdu. Elleri dizlerinin üzerinde, başı hafifçe öne eğik kaldı. Kalbi hâlâ hızlı atıyordu ama artık panikten çok şaşkınlık vardı.

Lilith'in bedeninde uyanmıştı.

Ve bu beden, sandığından çok daha kırılgandı.

More Chapters