Evin yıkılması ve ebeveynlerinin ölümüne şahit olmasıyla; şok, üzüntü, korku, panik yaşayan Yuna, elleriyle yüzünü kapatıp hareketsizce ağlamaktan başka bir şey yapamaz. Abeyinin başında ne yapacağını bilmeden beklerken Kyungmin çoktan durumun farkına varmış, yıkılan evinden dışarı çıkmak için uğraşıyordur.
Her yer toz ve molozla kaplıdır ama Kyungmin bir şekilde kurtulmayı başarır ve ayaklarının üzerine bastığındaysa tüm mahallenin yok olduğunu, her yerde çığlık, ölüm ve kan olduğunu fark eder.
Havada ağır bir toz kokusu vardı. Nefes almak bile zordu. Kyungmin her adım attığında yerdeki taşlar ayağının altından kayıyor, kırık cam parçaları ışığı yansıtıyordu. Bir zamanlar çocukların oynadığı, insanların yürüdüğü sokaklar artık tanınmayacak hâle gelmişti.
Bir ev tamamen çökmüş, bir araba yan yatmıştı. Uzaktan gelen çığlıklar ve yardım çağrıları kulaklarında yankılanıyordu.
Kyungmin bir an durdu. Göğsü hızla inip kalkıyordu.
"Bu… nasıl olabilir…" diye mırıldandı kendi kendine.
Ama cevap verecek kimse yoktu.
Tam o anda aklına Jin gelir ve ailesini nasıl kaybettiğini hatırlar.
Daha dikkatli olsaydı, arabanın frenlerinin daha önce çalışmadığını fark etseydi belki de ailesi hâlâ hayatta olacaktı. Bunları neden hatırladığına anlam veremeyen Kyungmin'in aklına aniden Jin geldi.
Ne durumdaydı?
Hâlâ yaşıyor muydu?
Ya yaralıysa?
Hiç zaman kaybetmeden enkaz altında sıkışmaktan bitap hâle düşmüş vücuduyla koşmaya başladı.
Ayağında ayakkabıları yoktu. Yerler taş, moloz ve sert metallerle kaplıydı ama umursamadan koşmaya devam etti. Çünkü birini daha kaybetmeye hazır değildi.
Yorucu bir 10 dakikanın ardından sonunda Jin'in yaşadığı sokağa varmıştı.
Ama gördüğü manzara hiç iç açıcı değildi.
Jin bayılmıştı.
Yuna korkudan hareket bile edemiyordu.
Ve en kötüsü karşılarında hiç aşina olmadıkları, daha sonradan Barg ismi verilecek 3 varlık vardı.
Kyungmin bunu gördüğü anda bir hışımla yanlarına koştu.
"JİİİN!" diye seslendi ama cevap alamadı.
Kendisi de ne yapması gerektiğini bilmiyordu ama bir şekilde başa çıkacaktı.
Önlerine sanki kalkan gibi geçti. Buradan ileriye gidemezsiniz dermişçesine etten bir duvar örüyordu.
Barglar Kyungmin'i dikkatlice izliyordu.
Küçük ama kaslı bedenleri vardı. Derileri koyu yeşil renkteydi ve pürüzlü görünüyordu. Ağızlarından sivri ve kirli dişleri dışarı taşıyordu. Gözleri sarımsı bir parıltıyla karanlıkta parlıyordu.
İçlerinden biri elindeki kaba sopayı yere sürterek birkaç adım yaklaştı. Taşın zemine sürtünmesiyle çıkan sert ses sokakta yankılandı.
Kyungmin'in kalbi hızla atıyordu.
Ellerini yumruk yaptı ama içten içe korktuğunu inkâr edemiyordu.
"Yaklaşmayın…" diye fısıldadı.
Ama Barglar insan dilini anlamıyordu.
Sonunda saldırıya geçtiler.
Kyungmin aklını kullandı.
Onlar daha gelmeden yerden taş toplamıştı ve üzerine doğru gelen 3 Barga atmaya başladı.
Taşlar Bargların yüzüne ve gövdelerine çarpıyordu. Dikkatlerini dağıtmayı başarmıştı ama taşlar kısa sürede bitmişti.
Şimdi ne yapacaktı?
Dikkatleri dağılmışken en yakınındakini itti ve hemen yanındakine bir yumruk salladı.
İkisi de düşmüş ve küçük çiziklerle cezalandırılmıştı.
Sıra üçüncüye geldiğindeyse ne yapacağını bilmiyordu.
Son Barg çoktan üzerine gelmeye başlamıştı.
Tam o sırada kendine gelmeyi başaran Yuna yerden aldığı büyük bir kayayı tüm gücüyle fırlattı ve Barga isabet ettirdi.
Mutlulukla arkasına dönen Kyungmin,
"Yuna! İyisin?..." diye bağırdı.
Ama çoktan ayağa kalkmış 2 Bargı fark etmemişti.
Başına yediği kalın sopa darbesiyle yere düştü ve başından aşağıya kanlar damlamaya başladı.
Artık üçü de ayaklanmıştı ve Kyungmin ile diğerlerinin üzerine yürüyorlardı.
Barglar Kyungmin'i tekmeleyerek, yumruklamaya ve hatta sopalarla dövmeye başladılar.
Böyle ilerlerse ölümü kaçınılmazdı.
Tam o anda Kyungmin vücudunda alışık olmadığı bir sıcaklama hissetti.
Önce bunun başına aldığı darbelerin etkisi olduğunu düşündü. Ama his farklıydı.
Sanki damarlarının içinde sıcak bir akıntı dolaşıyordu.
Parmak uçları uyuşmaya başladı. Ardından o uyuşma yavaşça kollarına, omuzlarına ve tüm bedenine yayıldı.
Kyungmin gözlerini sıkıca kapattı.
İçinde bir şey hareket ediyordu.
Daha önce hiç hissetmediği bir güç…
Ve o güç uyanıyordu.
Bununla beraber Kyungmin'in yediği darbelerden oluşan başındaki yara ve çıplak ayakla koşmaktan parçalanan ayakları tamamen iyileşti.
Kendini capcanlı hisseden Kyungmin hemen karşı saldırı yapmayı denedi.
Artık bir darbesi tek Bargı uzaklaştırmaya yetecek kadardı.
Çok da zorlanmadan Bargları üzerinden atmayı başarmıştı.
Ama ne yazık ki Barglar artık onu bir oyuncak değil, avlanmaya değer bir av olarak görüyorlardı.
Bunun ardından Barglar aynı anda saldırıya geçti.
Tam o anda Kyungmin'in vücudu bilinçsizce harekete geçti.
Barglar hareket edemiyordu.
Yavaşça yaralarından ve darbelerin etkisiyle oluşan çiziklerden çürümeye başladılar.
Çürüme hızla yayıldı ve sadece 2 dakika içerisinde birer toz tanelerinden ibaret kaldılar.
Her şey bittiğinde etraf yeniden sessizleşmişti.
Sonunda rahatlamış şekilde arkasına döndüğünde Yuna'yı, Jin'in önünde başını kollarının arasına almış ağlarken gördü.
O an düşündü.
Bilinçsiz de olsa Bargları yaralarının olduğu yerden çürütebildiyse, belki tam tersini yapıp Jin'in yarasını kapatabilir ve hatta tamamen iyileştirebilirdi.
Hemen Yuna'nın yanına gidip Jin'i sırt üstü yatırmasını söyledi.
Yuna ciddi bir şekilde başını salladı, sanki en başından beri bunu bekliyormuş gibi.
Kyungmin ne kadar uğraşsa da başaramayacak gibiydi.
Tam vazgeçmek üzereyken o günün sabahı Jin'in ona yardım edişini ve ne kadar mutlu, hayat dolu bir genç olduğunu hatırladı.
Sadece ona karşı bu kadar samimi olduğunu bilmeden…
O anda vücudunu o az önceki alışılmadık hissiyat sardı.
Elleri karıncalanmaya ve ısınmaya başlamıştı.
Bu rahatlatıcı bir ısınma değildi.
Sanki kendi içinden Jin'e bir şeyler aktarıyor gibiydi.
Göz açıp kapayıncaya kadar Jin'in yarası kapanmıştı.
Ama ne yazık ki Jin hâlâ baygındı.
Kyungmin Jin'i sırtladı ve Yuna'ya gelmesini söyledi.
Ailesinin ölümünden sonra şehirden uzaklaşmak için aldığı kırsal bir kasabada her şeyden uzak bir evi vardı.
Çocukları oraya götürmekte kararlıydı.
Nitekim başka nasıl hayatta kalacaklarını düşünemiyordu.
Günlerce yürümeleri gerekti.
Çünkü ne yol ne de kullanılabilecek bir araba vardı.
Yolda bulduğu tüm yiyecek ve içecekleri Yuna'ya veriyordu.
Sonunda ulaşmışlardı.
Jin'i bir odaya yerleştirdikten sonra Yuna ve kendisi buldukları ilk yumuşak zemine kendilerini atıp uykuya teslim olmuşlardı.
