Cherreads

GÜMÜŞTEN DOĞAN

BÖLÜM 1 – GÖRÜNMEYEN

Adım Elifti.

On iki yaşındaydım. Ortaokula gidiyordum.

Bu cümleler kâğıt üzerinde normal durur. Ama benim hayatımda hiçbir şey normal değildi.

Aynaya baktığımda ilk gördüğüm şey yüzüm olmazdı.

Omuzlarımı görürdüm. Sürekli düşük duran, sanki özür diler gibi.

Sonra saçlarımı… hep özensiz. Annem taramazdı, ben de nasıl taranacağını bilmezdim.

Yüzüm sıradan bile değildi. Düzensizdi.

Burnum biraz büyüktü. Dişlerim tam hizalı değildi.

Gözlerim… kimse hatırlamazdı.

Okulda bana "çirkin" demezlerdi.

Daha kötüsünü yaparlardı.

Adımı söylemezlerdi.

"Şu kız."

"Bu."

"Öteki."

İnsan adı söylenmeyince yavaş yavaş siliniyor.

Evimiz sessizdi.

Ama huzurlu bir sessizlik değil.

Konuşulmamış cümlelerin biriktiği bir sessizlik.

Annem sabahları erken kalkar, kahvaltıyı hazırlar, masaya bırakırdı.

"Okula geç kalma," derdi.

Gözlerime bakmadan.

Babam gazetesini okur, çayını içerdi.

Beni fark etmezdi.

Fark etmeyi seçmezdi.

Onlara kızmazdım.

Çünkü kızmak için insan önce değerli olduğunu düşünür.

Abim…

Evdeki en net figürdü.

Benden dört yaş büyüktü.

Uzundu. Kendine güvenliydi.

Annem onunla gurur duyardı. Babam onunla konuşurdu.

Ben onun gölgesiydim.

Aynı evdeydik ama aynı dünyada değildik.

Beni sevmezdi.

Ama nefret de etmezdi.

Bu daha acıydı.

Çünkü nefret edilmek bile bir tür ilgidir.

Yanından geçerken omzuma çarpsam durup bakardı.

"Sakinsene," derdi.

Sanki ben bilerek var oluyormuşum gibi.

Okulda günler birbirine benzerdi.

Tahtaya kaldırılmam.

Grup çalışmalarında en sona kalmam.

Yanıma oturmak istemeyenler.

Bir gün beden dersinde öğretmen takımları seçerken beni en sona bıraktı.

Kimse istememişti.

"Sen şu gruba geç," dedi öğretmen.

Ses tonu bile yorgundu.

O gün öğrendim:

Beni istememek kimseyi suçlu hissettirmiyordu.

O gün öğlendi.

Okuldan çıkıyorduk.

Güneş gözlerimi alıyordu ama ben başımı kaldırmıyordum.

Abim ilerideydi.

Arkadaşlarıyla gülüyordu.

Ben arkadan yürüyordum.

Her zaman olduğu gibi.

Aramızdaki mesafe sadece birkaç metreydi.

Ama sanki yıllardı.

Bir an durdu.

Telefonuna baktı.

Sonra istemeden bana baktı.

Bakışı kısa sürdü.

Ama yeterliydi.

O bakışta şunu gördüm:

"Keşke yok olsan."

Belki bunu düşünmüyordu.

Ama ben öyle hissettim.

Ve insan hissettiği şeyle yaşar.

Yaya geçidine geldim.

Işık kırmızıydı.

Durmalıydım.

Ama içimde durmayan bir şey vardı.

Kalbim yorgundu.

On iki yaşında ama çoktan yorulmuştu.

Ben böyle mi yaşayacağım?

Hep görünmeden mi?

Bir adım attım.

Sonra bir ses…

More Chapters