Cherreads

Tanrı'nın Zarafeti

ab_surd
7
chs / week
The average realized release rate over the past 30 days is 7 chs / week.
--
NOT RATINGS
541
Views
Synopsis
"Duygular, zihnimizin ürettiği küçük yalanlardır." On üç yaşında hayatını trajik bir şekilde kaybeden Lir için ölüm bir son değil, anlam veremediği bir başlangıç oldu. Kendisini hiç tanımadığı bir dünyada, kendisine tamamen yabancı olan yedi yaşındaki Iris'in cılız bedeninde buldu. Burası adaletin sadece kılıcın ucunda olduğu, ölümün bile bir kurtuluş sayıldığı canavarlarla dolu acımasız bir diyar. Alt şehrin tozlu ve sefil sokaklarında hasta bir çocuk olarak uyanan Iris, hayatta kalabilmek için zihnindeki o soğuk mantığa güvenmek zorunda. Geçmişinden gelen bilginin ağırlığı ve yeni bedeninin zayıflığı arasında sıkışan Iris’in tek bir hedefi var: Bu karanlık dünyadan sıyrılıp üst şehrin o ulaşılmaz görünen dağlarına varmak. Kendi anlamını inşa edeceği bu yolculukta Iris, özgürlüğün bedelini en ağır şekilde öğrenecektir.
VIEW MORE

Chapter 1 - Et ve kan

UYARI: Bu hikaye, şiddet, kan, vahşet, cinsellik ve travmatik içeriklere sahiptir. Hassas okuyucuların okumaması önerilir.

– "SENİ SALAK! NE YAPTIN, NE!?"

"ARABAYI SEN HIZLI SÜRDÜN!"

Sesler birbirine karışıyordu. Lir'in sırtı soğuk zeminin üstünde titriyor olmuştu. Önündeki iki gencin sesini duyuyor fakat ne söylendiğini tam olarak ayırt edemiyordu. Kulakları çınlıyor, her şey uzaktan geliyordu.

– "Agh… Neredeyim ben?.."

Sesi çok kısık çıktı. Kendi kulağına bile zor ulaştı.

Sırtı sert ve soğuk bir zemine yapışıktı. Asfalt olduğunu fark etti. Hava soğuktu; nefes aldığında göğsü sızlamaya başlamıştı. Tenha bir yerde gözlerini araladı. Önünde gördüğü tek şey bulanık bir görüntüydü.

Görüşü yavaşça netleştiğinde, ıssızlığın ortasında siluetleri zar zor seçilen iki kişiye takıldı gözleri. Birbirlerine öfkeyle bağırıyorlardı; kollarını savuruyor, ağızlarını hiddetle açıp kapatıyorlardı ama bu boşlukta tek bir ses bile yankılanmıyordu. Lir'in dudakları titredi.

Vücudunun her bir noktası, sanki ağır bir darbe almış gibi sızlıyordu. Yerinden kıpırdanmak, en azından bir kolunu kaldırmak için kendini zorladı ama kasları bu emre itaat etmeyecek kadar yorgundu ve hissedilmiyordu. Acı o kadar yoğundu ki zihninden geçen komutlar ile bedeninin harekete geçmesi arasındaki mesafe gitgide açılıyordu; bedeni sanki kendisine ait değildi.

Bir süre sonra o boğuk sesler yavaşça sönümlendi, Çok geçmeden bu sessizliği derinden gelen bir motor hırıltısı böldü.

Karanlığın içinden aniden bir arabanın farları parladı; keskin beyaz ışık doğrudan Lir'in gözlerine saplanınca gayriihtiyari bakışlarını kaçırmak istedi. Başını yavaşça sola çevirmeye yeltendi ancak o an boynuna saplanan bıçak gibi keskin bir acıyla duraksadı. Hareketleri kısıtlıydı.

Araba kısa bir an durdu. Sonra hızlanıp uzaklaştı.

Motorun güçlü sesi uzaklaştığında Lir, kendini bu tenha alanda, yerde zeminin sertliğini hissederek artık tamamiyle yalnız kaldığını fark etti.

Titreyen kollarını güçlükle kaldırdı. Avuç içleri koyu bir kanla kaplıydı. Parmaklarının arasından süzülen sıcak sıvı, altındaki sert zemine damlıyordu. Bu kanın kendi başından geldiğini fark edince bakışları donup kaldı.

Gözleri irileşti, nefesi sıklaştı. Bağırmak için ağzını açtı ama boğazı kurumuştu, sesi çıkmadı. Lir, bu olanların yalnızca kaderin birer planı olduğunu düşünerek, Öylece ellerindeki kırmızılığa baka kalarak, birkaç saniye hareketsiz kaldı.

Sonra bu sessizliğin içinde istemsizce gülmeye başladı.

– "Haha… hah…"

Gülüşü zayıf ve düzensizdi; daha çok bir kabulleniş gibi duyuluyordu.

O sırada başından akan kan gözlerinin üzerine geldi. Görüşü daha da karardı. Gülmesi kesildi.

Soğuk havada yüzü uyuşuyordu. Gözyaşları kanla karışıyordu.

– "Bu kadar mıydı…"

– "Orospu çocukları…"

Titrek dudaklarından duyulan son cümle idi belkide...

Başının içindeki ağrı dayanılmaz hâle geldiğinde Lir, gözlerinde son kalan ışıkla birlikte göz kapaklarını serbest bıraktı. Düşünmek istemiyordu. Hareket etmek istemiyordu.

En sonunda ise, bilinci trajik bir şekilde kapandı.