Olduğu yerde yere bakarak düşünmeye devam etti. Nasıl bir son olmalıydı. Ya da hakettiği son hangisiydi.
Ölmek gerçekten içinden söküp atacak mıydı bu pişmanlığı?
Babası içeride canıyla uğraşırken şimdi kendini böylesine paralıyor olması ne fayda getirecekti ki. En başında kendisinin kaldıramadığı bu gerçeği hiç öğrenmemelerini sağlamalıydı. Şimdi ona utançla bakan bu gözlere acı içinde ve ağlamaktan kızarmış gözleriyle baksa ne faydası olacaktı. Artık ailesine utanç getiren ve onların adına leke süren bir orospudan başkası değildi. Oysa sadece sevmişti.
Sevmişti ve bu sevgiye kapılmıştı.
Evet hayatdı o da biliyordu ve kaldıramamıştı ama elinden birşey gelmiyordu. Dönüşü yoktu yapmıştı işte. Nasıl açıklayabilirdi ki.
Ailesi çok dindar insanlardı.
Müslümanlıkta kadın çok özel ve korunması gereken bir varlıktı.
Bu yüzden Müslümanların çoğu çocuklarını evlenmeden kimse ile seks yapmamayı öğretirdi. Bense bu yaptığım ve öğrenilen şeyle bir utanç kaynağı olup, ailemin adına leke sürmüştüm işte.
Babamın yüzünme bakarkenki hayalkırıklığı asla silinmiyordu zihnimden. Böyle bir evlat olduğum için ne kadar özür dilersen dileyeyim olacakların önüne geçememiştim işte. Eli karnına giderken sıkıca tutundu o varlığa. Ondan vazgeçemezdi.
Zaten dibine kadar günaha batmış pis bir kadındı. Karnında taşıdığı varlık onun herşeyiydi. Hamile olduğu anlaşıldığında babası kalp krizi geçirmiş, annesi ilk önce onu dövmüş sonrasında koşarak kocasına gitmişti.
"Sen bizim için bir utanç kaynağısın, şerefimizi iki paralık ettin! Çık git benim senin gibi bir kızım yok!"
Demişti. Engel olamamıştı işte. Babasına çok düşkündü onu çok severdi. Öyle ya bu pişmanlığının tek sebebi de oydu. Yüzüne bakamayacak hale zaten gelmişti. İçinden bir çok kez ölmek gelmiş, birçok kez bunu dilemişti. Ancak battığı günahın arsızı olmaktan başka bir bok başaramamıştı. Şimdi yeni bir hayata başlaması gerekiyordu.
İki kişilik sıfırdan bir hayata.
Babasının iyi olduğunu öğrenene kadar kalacak sonrasında gerçekten ailesine sessizce veda edecekti.
