Cherreads

Chapter 59 - guclu

Öğretmen tahtaya döndüğünde sınıf hâlâ sıradan bir günün içindeydi.

Tebeşirin kuru sesi, açık pencereden giren rüzgârın yapraklar arasından taşıdığı ince hışırtıyla karışıyordu. Bazı öğrenciler defterlerine eğilmişti. Bazıları boşluğa bakıyordu. Hayat küçük ve önemsiz ayrıntılarla ilerliyordu.

Tahtada basit bir işlem duruyordu.

1 + 1 = 2

Bu, dünyanın en güvenli doğrularından biriydi. Tartışılmaz. Değiştirilemez. Üzerine düşünmeye bile gerek duyulmayan türden bir kesinlik.

Suko pencerenin kenarında oturuyordu.

Gözlüğünün arkasındaki mavi gözler o denkleme kaydı.

Bakışı meraklı değildi. Karşı çıkmıyordu da. Sadece… ölçüyordu.

Sanki sonucu anlamaya çalışmıyordu.

Sonucun neden zorunlu olduğunu tartıyordu.

Bir an geçti.

O anın içinde görünmez bir titreşim oldu.

Sınıftaki kimse bunu duymadı. Ama gerçekliğin en derininde duran düzen, çok kısa bir süreliğine nefesini tuttu. Sebep–sonuç zincirleri kopmadı. Zaman akmaya devam etti. Ama akışın kaçınılmazlığı… bir saniyeden kısa bir süreliğine askıya alındı.

Öğretmen tekrar tahtaya bakınca eli havada kaldı.

Çünkü az önce yazdığı sonuç artık orada değildi.

Yerinde başka bir işlem duruyordu.

0 × 1 = 2

Tebeşir tozu hâlâ yere düşüyordu.

Bu yazıyı kim yazmıştı… belli değildi.

Sınıfta birkaç kişi kıkırdadı. Basit bir hata sandılar. Mantığın küçük bir kazası.

Ama öğretmen gülmedi.

Çünkü elinin böyle bir hareket yaptığını hatırlamıyordu.

"Suko," dedi sonunda, sesi istemsizce yavaşlayarak.

"Bu işlem hakkında ne düşünüyorsun?"

Suko tahtaya baktı.

Sonuca değil.

Sonucun zorunlu olup olmadığına.

"Sadece… böyle mi olmak zorunda?" diye mırıldandı.

O cümle sınıfta yankılanmadı.

Ama mantığın katmanlarında bir kırılma gibi yayıldı.

Sıfır artık yalnızca yokluk gibi davranmıyordu. İçinde tarif edilemeyen bir bekleyiş vardı. Bir ise sadece başlangıç değildi. Tanımlanmayı bekleyen bir yön gibiydi.

İkisi temas ettiğinde… sonuç iptal olmuyordu.

Yoğunlaşıyordu.

Evren bunu reddedebilirdi.

Ama reddetmenin ne anlama geldiği o anda net değildi.

Tahtadaki denklem kalmaya devam etti.

Ve bir süre sonra… kimse bunun neden yanlış olduğunu açıklamakta tam olarak başarılı olamadı.

Çünkü doğruların ağırlığı değişmişti.

Suko hâlâ pencereden dışarı bakıyordu.

Bahçede yürüyen öğrenciler konuşuyor, birkaçı merdivenlere doğru koşuyordu. Gökyüzü açıktı. Bulutlar yavaş hareket ediyordu. Rüzgâr yaprakları tembel bir ritimle sallıyordu.

Her şey olması gerektiği gibiydi.

Ama Suko'nun içinde… olması gereken şeylerin nasıl olması gerektiğine dair sessiz bir değişim yaşanıyordu.

Gözlerinin arkasındaki katman genişledi.

Artık sadece akışı görmüyordu.

Akışın neden akabildiğini görüyordu.

Bir öğrenci ayağa kalktı. Ayağının yere basmasıyla küçük bir titreşim oluştu. Normalde bu titreşim başka sonuçları doğururdu. Zincirleme şekilde ilerlerdi.

Ama o anda zincirin görünmez halkaları gevşedi.

Kalem masadan düştü.

Yerçekimi yüzünden değil.

Düşmesi… uygun görüldüğü için gerçekleşti.

Suko'nun bakışı sınıfın içinden kayıp çok uzaklara yöneldi.

Kırık bir kılıç hâlâ ilerliyordu.

Mesafe kat etmiyordu. Zaman harcamıyordu.

Sadece olması gereken sonucun gecikmiş yankısını taşıyordu.

Geçtiği sonsuz yükselişler, sınırsız katmanlar, boyutsal sınırlar… hepsi arka plan dekoruna dönüşüyordu. Çünkü bir şeyin "üst" sayılabilmesi için gereken ölçü artık sabit değildi.

Bir zirveye ulaşmak mümkündü.

Ama o zirvenin önemli sayılıp sayılmayacağı… başka bir iradeye bağlıydı.

Ve o irade sessizce her ihtimalin değerini değiştiriyordu.

Sınıfta bir öğrenci gücünü göstermeye çalıştı.

Enerji topladı.

Normalde bu an bir dönüm noktası olabilirdi.

Ama o anda…

O anın hatırlanmaya değer olma ihtimali sessizce silindi.

Enerji dağıldı.

Hiç patlama olmadı. Hiç başarısızlık da yaşanmadı.

Sadece sahne… merkez olmaktan çıktı.

Sanki görünmez bir el anlatının yönünü çok küçük bir açıyla çevirmişti.

Sebep ve sonuçlar akmaya devam ediyordu.

Ama akışın altındaki görünmez temel artık tartışılmaz değildi.

Bir çelişki doğabilirdi.

İki zıt sonuç aynı anda var olabilirdi.

Ya da ikisi de hiç doğmamış sayılabilirdi.

Ve kimse bunu fark etmezdi.

Çünkü evren, tutarlıymış gibi davranmakta çok iyiydi.

Uzakta dev bir beden yere çöktü.

Bu bir yenilgi anı değildi.

Bu, çok önceden önemsiz olarak işaretlenmiş bir sonucun nihayet görünür hale gelmesiydi.

Varlık ile yokluk arasındaki çizgi, Suko'nun düşüncelerinin kenarında ince bir ip gibi titriyordu. İsterse o ip kopabilirdi… ve bir varlığın sadece bugünü değil, geçmişte var olma ihtimali bile sessizce dağılabilirdi.

Ama Suko istemedi.

Çünkü o hâlâ yedi yaşındaydı.

Ve çocuklar… oyunların bitmesini sevmezdi.

Sınıfın içindeki güçlü ve zayıf, doğru ve yanlış, kazanan ve kaybeden… tüm ayrımlar onun varlığından sonra oluşan geç kalmış gölgeler gibiydi.

Her şey bir merkez etrafında dönüyordu.

Ama o merkez… kendisini merkez olarak görmüyordu bile.

Suko gözlüğünü hafifçe düzeltti.

Dışarıdaki gökyüzü değişmemişti.

Bahçedeki öğrenciler hâlâ yürüyordu.

Ders devam ediyordu.

Hikâye ilerliyordu.

Çünkü o henüz farklı bir son seçmemişti.

More Chapters